Miraç

Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu Hz Muhammed (sav), Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzeh ve şanı yüce olandır; O, her şeyi hakkıyla işitendir ve görendir. (İsra Suresi 1. Ayet)
İbn Abbas’dan (ra) rivayet olunan bir hadisi şerifte Rasulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: (O gece) göğe yükseltildim. Öyle bir makama çıktım ki, orada kader kalemlerinin gıcırtıla­rını duyuyordum.” (Buhari, Enbiya 5)
İsra: Gece yürüyüşü,
Mirac: yukarı çıkmak, yükselmek.
Hz. Peygamber’in (sav) cesed ve ruhuyla, uyanıkken, Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya bir gece yürüyüşü ile götürülmesi hadisesine “İsra”, oradan da Rabbimiz birkısım ayetlerini göstermek üzere en uzak göklere yükseltilmesine ise “Mirac” denilmektedir. İsra ve Mirac olayı Kur’an ve sahih sünnetle sabit olan bir mucizedir.
Mirac, amcası Ebu Talib ile hanımı Hz. Hatice’nin vefatıyla hüzünlü ve sıkıntılı günlerden geçmekte olan, maddi ve manevi eziyetlere maruz kalan Peygamber Efendimizin, Taif dönüşünden sonra Rabbi tarafından manen desteklenerek teselli edildiği ve huzura kabul edildiği gecedir.

Bir gece Peygamber Efendimiz, Kabe’de Hicr veya Hatim denilen yerde iken, bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühani’nin evinde iken, bazı rivayetlerde, uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde iken Cebrail geldi. (Müşahede edeceği olaylara hazırlık olsun için) göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı.
Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis’e götürdü. Rasulü Ekrem Mescid-i Aksa’da iki rekat namaz kıldıktan sonra, Semaların her birinde sırasıyla Adem, İsa, Yusuf, İdris, Harun ve Musa peygamberlerle görüştü; nihayet Beytülma‘mur’un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrahim‘le buluştu. Sidretü’l-münteha denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah’ın huzuruna kabul edildi.
Hz. Peygamber’in miracda Allah’ı görüp görmediği konusu; Necm Suresinde ki, Peygamber Efendimizin sidretü’l müntehada “iki yay ucu aralığı kadar” yaklaştığını bildiren ayetlere dayanır. Bu ayetlerde söz konusu yaklaşmanın kimlerin arasında meydana geldiği ve Rasulü Ekrem Efendimizin kimi gördüğü hususu iki şekilde anlaşılmaktadır. Başta Hz. Aişe olmak üzere, Abdullah b. Mesud, Ebu Zer el-Gıfari, Ebu Hüreyre ve müfessirlerin çoğu yaklaşma hadisesinin Hz. Peygamber ile Cebrail (as) arasında gerçekleştiğini kabul eder. Rabbim
Diğer görüş ise yaklaşmanın doğrudan Allah’la (cc) Rasulü Ekrem (sav) arasında meydana geldiği şeklindedir.
Rasulullah Efendimizin miracda Rabbini görmediğini iddia edenlerin başında Hz. Aişe ve Abdullah b. Mes‘ud gelmektedir. Rivayete göre Ebu Zer el-Gıfari, Rasulullah’a, “Rabbini gördün mü?” diye sormuş, Rasulullah da, “O bir nurdur, nasıl görebilirim?” demiştir. (Müslim, İman 291)
Rasulullah Efendimizin Rabbini gördüğünü savunanlar ise görmenin şekli hususunda farklı yorumlar yapmışlardır. Bir kısmı Hz. Peygamber’in Rabbini kalp gözüyle, bir kısmı da beden gözüyle gördüğünü ileri sürmüştür.(Müslim, İman 284)

İsra ve Mirac; Mekke ve Kudüs arasındaki manevi bağın güçlendirilmesi, bu iki haremin buluşmasıdır. Rabbimizin davetine uyarak ona yaklaşmaktır. Mirac, yükselme, maddeden arınarak manaya ulaşmak, basit olan dünyeviliklerden uzaklaşıp, yüce olana yönelme gayretidir. Zira Rabbe kulluk insanı yüceltir.
Mirac; manen yükselmenin yollarını gösterir. Kalbimizden günahları, şirki, kin ve nefreti söküp atarak manevi yönden yükselmeyi, kalbimize iman, ahlak ve sevgi koymayı ve yücelmeyi öğretir.
Gecemiz; kulluk bilincimizin ve Rabbimizin katında değer kıymetimizin artmasına ve manen yücelmemize vesile olsun.