Mübarek Üç Aylar

Yoksa, insan öyle başıboş ve gayesiz (yaratıldığını;’kendi başına ve sorumsuz’ bırakılacağını) mı sanmaktadır? (Kıyamet Suresi, 36. Ayet)
Ebu Ya’la’ dan (ra) rivayet olunan bir hadisi şerifte Rasulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Akıllı kişi kendisini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise arzularına uyup bir de Allah’ tan (bağışlanma) umandır.” (Tirmizi Kıyamet 25)

Manevi bir atmosferin hüküm sürdüğü, ramazanla birlikte ibadet yoğunluğunun artarak devam ettiği, bayramla sevgi ve coşkunun, kardeşliğin zirveye ulaştığı, kişinin hayatını yeniden gözden geçirip kendisine çeki düzen verme fırsatı bulduğu müstesna zaman dilimine örf ve geleneğimizde verdiğimiz addır ÜÇ AYLAR.

Vaktin parçası olması hasebiyle zamanın, Allah katında birbirinden farkı yoktur. Ancak insan hayatında olduğu gibi, Allah indinde de bazı zaman dilimlerinde meydana gelen, bir takım harikulade olaylar sebebiyle, o gün ve geceler özel bir öneme sahiptir. Tıpkı bizim hayatımızda ki doğum günümüz, evlilik yıldönümümüz, askerlik günlerimiz, sevdiklerimizin özel günleri gibi.
İçerisinde; Kur’an ve sahih hadislerle sabit olan İsra-Mirac ve Kadir gecesini de barındıran ve halk arasında üç aylar olarak da bilinen Recep, Şaban ve sonuncusu Ramazan ayı.
Ramazan ayını diğer aylardan daha değerli kılan ise Kadir gecesinde indirilen ve o geceyi ortalama bir insan ömründen daha değerli kılan, hayat kitabı ve hidayet rehberi Kur’an.
İçerisinde birtakım fevkaladelikleri barındıran gün ve gecelerde değer ve kıymet bakımından bunun gibidir. Şevval ayının ilk altı günü, Zilhicce’nin ilk on günü, Muharrem ayı ve aşure günü, kameri ayların 13,14 ve 15. günleri, Pazartesi ve Perşembe günleri, hususiyle Cuma günü ve seher vakitleri de saydığımız bu değerli anlardandır.
Bu gün ve geceler kişilerin iyi ve güzel alışkanlıklar edinmesinin yanında, bunu davranış biçimine dönüştürmesi için önemli fırsatlar sunar. Her zaman olduğu gibi bu zaman dilimlerinde de Allah’ın af ve merhameti çok geniştir. Bu nedenle bu aylarda ibadet alışkanlıklarımızı gözden geçirmeli, Hz Ömer’in (ra) dediği gibi “hesaba çekilmeden önce, kendimizi hesaba çekmeliyiz.”
İnananların, özellikle ülkemiz insanının bu aylarda daha çok ibadetle meşgul olma isteği ve gayretinin sebebi şunlar olsa gerektir. Bu ayların faziletine dair Peygamber Efendimizden (sav) nakledilen rivayetlerin olmasının yanında, öteden beri ramazan ayını dini hassasiyet ve yoğun bir ibadet coşkusu ile karşılama niyetinin etkili olduğunu söylemek mümkündür.

Halk arasında yanlış ibadet bilincinin sonucu olarak, ubudiyyeti (kulluğu) yalnızca belirli gün ve gecelere has kılıp, o zaman dilimini yoğun bir ibadet temposuyla geçirmek, sair zamanlarda ise dünyevi ihtirasların, nefsani ve şehevani arzuların peşinden koşmak, zihnimizde kolay ve basit bir din algısının oluşmasına, aynı zamanda da kulluk bilincimizde zafiyete yol açacaktır.
Aslında müminin inancının gereği yaptığı her fiili ibadet hükmündedir. Daima Rabbinin onu görüp gözettiği bilincinden hareketle, Konuştuğunda yalan söylememesi, yaptığı her işte ve attığı her adımda Allah’ın rızasını gözetmesi, geçici menfaatler için insanları aldatmaması, alışverişinde helal ve meşru dairenin dışına çıkmaması, beşeri münasebetlerinde hak kavramına riayet etmesi gibi.

Üç aylardan, özellikle de haram aylardan çıkaracağımız en önemli derslerden biri de; insanoğlunun canının kutsallığı, dokunulmazlığı şeref ve haysiyeti ile ilgili olanıdır. Rasulullah Efendimizin (sav) döneminde haram aylarda savaştan ve baskınlardan uzak durulur, ancak saldırı olduğunda ona karşılık verilirdi.
Günümüzde, içinde haram aylardan Recep ayını barındıran üç aylar ile diğer haram aylar olan Zilkade, Zilhicce ve Muharrem ayında, masum ve mazlumların coğrafyasında ölümlerin asgariye inmesi, ailelerin parçalanmasının, maddi ve manevi yıkımların önüne geçilmesi, harabeye dönen hayalet şehirlerin yeniden imar edilerek Madurların hizmetine sunulması insani bir görev olarak karşımızda durmaktadır.
Bu aylarda kan dökmeme yasağına uyarak insanların şeref, onur ve haysiyetini geçici bir süreyle, bir nebzecik olsun korumaya, sulhu ve barışı ön plana çıkararak can emniyetini güvence altına almaya, özellikle bu günün müslüman coğrafyasının ve insanlığın ne kadar da ihtiyacı vardır.